YEREL DİLLER TEHLİKEDE!
Dünyadaki 7.000 yerel dilin birçoğu gelecek yüzyılda yeryüzünden silinecek. Bilim insanları, biyo-çeşitliliğin korunması için dillerin ve kültürlerin de korunması gerektiğini vurguluyor. Yerel diller, yeryüzündeki biyo-çeşitliliğin korunmasıyla ilgili modern bilime örnek olabilir. Uzmanlar, bir bölgede yaşayan yerli toplulukların doğayla ilişkilerinin bilime ilham olabileceğini ve modern çevre koruma tekniklerinin geleneksel yöntemlerden yararlanabileceğini savunuyor.
Dünya dilleri konusunda çalışmalar yapan uluslararası sivil toplum örgütü Terralingua, dünyadaki diller haritasıyla bitki ve hayvanların biyo-çeşitlilik haritaları örtüştürdü diyor. Araştırmada, bitki ve hayvanların en yoğun olduğu Amazon veya Yeni Gine gibi bölgelerde, yerel dil sayısının da daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Biyo-çeşitlilik ile dil arasındaki ilişkiyi vurgulayan bu çalışma, kültürel çeşitliliğin de topluluğun bulunduğu doğal çevreyle direkt bağıntı olduğunu savunuyor. Bu teze göre dil, kişilerin doğayla ilişkisinin bir dökümü, böyle olunca bitki ve hayvan çeşidinin daha çok olduğu bir bölgede yerel diller de çeşitleniyor.
Araştırmayı yapan Terralingua kurumunun başkanı, yerel halkların kültürlerinin korunmasının, onların bağlı çevrenin de korunmasında olumlu etkisi olacağını belirtiyor.
Kanada topraklarında yaşayan bir Kızılderili kabilesi olan Sekaniler ormanları kontrollü olarak yakarak, hem ormanların gençleşmesini sağlıyor, hem de av hayvanlarını yakalamayı kolaylaştırıyor. Bu sayede ayrıca ağaçlara dadanan bazı zararlı kurtlar da yok olmuş oluyor. Daha sonra, bir endüstriyel kereste firması ormanların yönetimini eline alınca bu kabilenin üyeleri de geleneksel işlerini bırakarak kentlere göç etti. Ancak işin iç yüzü sonra ortaya çıktı, Kızılderililerin yaptığı kontrollü yakmanın kalktığı 1990’lardan bu yana, ormanlara dadanan bir kurbağa türü 30 bin kilometre kare ormanı yok etti. Bilim insanlarının bu öyküye yorumu şu; doğal bitki örtüsüyle nasıl geçineceğini bilmeyen modern şirketlerin ormana yarardan çok zararı oldu. Yüzyıllardır bu bölgede yaşayan Kızılderililerin neden kontrollü yakma yaptığı ortaya çıktı ve onlar topraklarını terketmeseydi büyük olasılıkla ormanlar yok olmayacaktı. Bunun üstüne, Kızılderililerin topraklarından ayrılmasıyla doğaya bağlı kültürel ve dilsel zenginlikleri de yok oldu.
ABD’nin kuzeybatısında Washington eyaletinde yaşayan Tulalip ve Yakima kabileleri, Pasifik Okyanusundaki somon balığıyla besleniyor. Bu kabileler balığa gözleri gibi bakıyor, özenle tutuyor ve yiyor. Kendi aralarında somon şenlikleri düzenleyen Kızılderililer, balık için şiirler yazıyor, ağıtlar yakıyor. Ancak, yine bu bölgede önemli bir sektör olan endüstriyel balıkçılık somonu tüketti. Somon popülasyonunun iyice azalmasıyla Kızılderililerin de yaşam kaynağı tehlike altına girdi. Sonuçta, ABD’de Federal hükümetin bölgede somon avcılığını Kızılderililere mahsus kılan bir yasa çıkarması gerekmişti.
Bir diğer öykü de Tayland’dan. Bu ülkedeki Mekong ırmağında yaşayan boyu 3 metreyi geçen dünyanın en büyük tatlı su balığı Mekong sazanının korunması için eski teknikler uygulanıyor. Tayland’da balıkçılar bu balığı tutmanın lanet getireceğine inanır ve tutulması halinde lanetin yok edilmesi için özel törenler düzenler. Balığın soyunu tehdit edecek derece avcılığın önlenmesi için Taylan hükümeti halkın inanışlarına uygun eski tip koruma usullerine destek veriyor. Bu sayede ayrı ırmakta yaşayan 1.200 tür de kurtulmuş oldu.
|